Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Büyük takım olmak

02 Mayıs, 2011

Herkes çok mutlu. Tabi ki bende çok mutluyum. Şurda 3 maç kaldı. Geçen seneki talihsizlikten sonra bunu fazlasıyla hak ettik. Ama futbolumuz ile ilgili değerlendirmeler çok abartılı. Türk futbol kültürü böyle. Coşku, coşku, coşku. Bunun neresi kötü diyenler olacaktır. Uzun vadede kötü. Çünkü duygu girince işin içine, plan program nafile. Sonuç iyiyse her şey iyi, sonuç kötüyse asmak kesmek. Gerçekten büyük potansiyeli olan bir camiayız. Arkasında futbolu seven milyonlar olan bir camia.  Dünya futbolunun en önlerine, ilk 20 takımın arasına girebiliriz. Ama büyük bir manimiz var. Her şeyi duygularımızla değerlendiriyoruz.  Yanlış kararlar ve yanlış yatırımlar yapıyoruz.  Bu takımın hocasını gollerden sonra palyoçuluk yapmıyor diye eleştirdik. 23 takımı çalıştırıp kaç tanesini düşürdüğünü bilmediğimiz Yılmaz Vural’la karşılaştırdık. O hocamız futbolcusuna bile saldırmıştı. Gaza geldik o hocayı milli takım için istedik. Hiddink’le kıyasladık ki, bunu son derece iddialı olan kendisi bile tercih etmezdi.
Biraz daha sakin olmak lazım. Biraz hesap kitap lazım. Şimdi bunlar neki maçla ne alakası var diyenleriniz vardır.  Bir kaç tanesinden bahsedeyim.
Devamı:     www.siradanbirblog.com

Fenerbahçe-Bursaspor/Maç önü

02 Nisan, 2011

Sadece Bursa maçı değil, bundan sonraki haftalar takım ve Aykut hoca için önemli bir sınav olucak. Son 9 hafta, sezonun başından beri aradığımız saha içi uyumunu bulmuştuk. Ve hepimizi şampiyonluk havasına sokan harika bir seri yakaladık. İçeride dışarıda, kolay zor demeden önümüze geleni devirdik ve şampiyonluk için avantaj elde ettik. Fikstüre bakarsak zor maçlarımız gitti kolaylar kaldı. Ama öyle değil. Mesele fikstür filan değil. Mesele bizim saha içi dengemiz. İşte orada sorun var.  Devamı

Sıradan biri ile Aykut Kocaman-3 / Sıradan diyaloglar

07 Mart, 2011

Not: Aşağıdaki diyalog tamamen kurgudur.
Sıradan biri ile Aykut Kocaman-3 / Sıradan Diyaloglar
-Hocam nasılsınız?
-Aaa  merhaba teşekkür ederim
-Hocam bir kaç kısa dakikam var mı?
-Var ama gerçekten kısa.
-Hocam akşamki maç hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Maçı izlemedim.  Devamı

Sıradan biri ile Aykut Kocaman-1/Sıradan diyaloglar

22 Şubat, 2011

Önemli not: Aşağıdaki diyalog tamamen kurgudur.
Sıradan biri, Aykut Kocaman ile;

-Hocam nasılsınız?
-İyiyim teşekkür ederim de, tanıyamadım.
-Beni tanımıyorsunuz zaten hocam.
-Nasıl yardımcı olabilirim size.
-Bir kaç soru sormak isterim izin verirseniz.    Devamı...

Beşiktaş:2 Fenerbahçe:4

20 Şubat, 2011

Maç bitti. Maçtan önce yazdıklarımı kontrol ettim, maç sonuna hiç bir şey bırakmamışım. Cüneyt Çakır beklediğim şeyi yaptı, maçı anlaşılmaz bir sirk haline getirdi. Bir sürü yanlış karar, poker oynar gibi takınılmış yapmacık bir ifade. Bütün oyuncularımızı tuzağa düşmedikleri için kutlamamız lazım.
Oyunu üç bölümde değerlendirebiliriz. Harika oynadığımız ve en az 3 golü hak ettiğimiz ilk 30 dakika. Orta alanda ve forvette oyundan düştüğümüz ve iki gol yediğimiz ikinci 30 dak. Rakip 10 kişi kaldıktan sonra ortaya koyduğumuz rahat performans. Devamı...

Gökay'ın oynamaması saçmalık

04 Şubat, 2011

Topu ayağınıza aldığınızda, şut atarsınız, dripling yaparsınız, pas atarsınız. Şut için kaleye yakın olmalısınız, ve kaleyle aranızda rakip olmamalı. Dripling için karşınızdaki oyuncudan güçlü olmalısınız, top kontrolünüz iyi olmalı, yine de gelebilecek yardım, driplingi kesmenize veya top kaybına sebep olacaktır. Oyunu kaleye şut çekmek için oynarsınız ama, topu rakipten korumak ve şut noktasına getirmek önemli. Rakib  buna mani olmaya çalışacak. Sahaya yayılmış 10 kişi topu  almak ve kalenize yaklaştırmak isterler. İşte bu 10 kişiden topu korumak için pas atmalısınız. Takımımızda ki diğer 10 kişiye pas atmalı ve tekrar pas almak için pozisyon aramalısınız. Maç boyunca defalarca, sağa, sola, ileri, geri sınırsız seçenekte, oyuna ve ana göre koşular yapmalısınız.  Basit ve sıkıcı bir şekilde yazmaya çalıştığım şeyi iyi uygulayan takımları izlemeye doyamıyoruz. Bizde bu işi çok iyi yapan bir genç oyuncu var. Sahada olduğu zaman,  pas için doğru pozisyona ulaşma konusunda herkesten çok daha  fazla başarılı. Hemen herkesten iki kat fazla pas alıyor ve topun oyun alanında akıcı bir şekilde yer değiştirmesini sağlıyor. Oynadığı zaman takımdaki diğer arkadaşları daha başarılı oluyorlar. Sahada olunca en az 7-8 takım arkadaşının performansını %10 dan fazla arttırıyor.  

İzleyici olarak benim için sorun burada başlıyor. Çünkü bu genç adam, hala takımımızın ilk 11'ine yerleşemedi. Yeni açıklanan ümit milli takımımızın da kadrosuna uygun görülmemiş. Çağrılan kardeşlerimize haksızlık etmek istemem ama, bu saçmalık. Gökay'ın Fenerbahçe'de ilk 11 oynamaması ve en azından ümit milli olmaması saçmalık. Bazı oyuncuların yetenekleri ve oyun anlayışı takımı yükseltir, bazılarının yetenekleri ve oyun anlayışı ise kendini ön plana çıkarır. Özellikle büyük takım için ilk seçenek makuldür. Takımın tamamının ön plana çıktığı bir oyunu değil, yıldızların taşıdığı bir takımı tercih edenler için, son uzun sürmez. Takımın ön planda olduğu, Gökay gibi oyuncuların arttığı takımda da yıldızlar olabilir. Oyunu Gökay gibi oynadıkları sürece sorun olmaz, ekstra yeteneklerini göstermek için takım onlara pek çok fırsat verecektir.
Peki bizim halimiz nedir. Gökay yedek, Alex sahada. Raşit hocaya, Aykut hocaya sorsan, daha genç zamanı gelecek filan derler. Bence sizlerin hocalığı için geç olmaya başladı. Çünkü sizler de henüz takımı, oyuncuların önüne çekecek vizyon ve cesaret yok.

Nereye kadar-Açtırın çiçekleri

15 Ocak, 2011

Andre Santos, Aykut Kocaman'la görüşmüş yada görüşecekmiş, öğlenden sonrada basın toplantısı yapacakmış. (FB TV)

  • Bir oyuncu, takımın teknik adamı ile ilgili, aklına estiği gibi konuşacak, 
  • geldiğinde hocası bu konu ile ilgili kendisi ile görüşmeyecek 
  • basın toplantısında gelen bir soru üzerine hala bu sorunla ilgili bir adım atılmadığı ortaya çıkacak
  • sonrada yukarıdaki senaryo yazılacak ve oynanacak
Yok artık demiş olmalısınız. Alın bir tane daha.

  • Kulübün başkanı Türkiye'nin en çok izlenen kanalında transfer hakkında henüz harekete geçmediklerini
  • hoca ile görüşeceklerini, gerekirse transfer yapmanın sorun olmayacağını söyleyecek
  • daha sonra hocanın basın toplantısında bir soruya verdiği cevap üzerine
  • 1,5 aydır 4-5 oyuncu ile transfer görüşmelerinin yürütüldüğünü 
  • ama sonuç alınamadığını açıklayacak.
  • Ve artık transfer yapmanın da sorun olmaya başladığını öğrenmiş olacağız.
Bir kaç tane daha;

  • Maç sonu teknik direktör basın açıklaması yapmayacak (O gücü kendisinde bulamamış, Fenerbahçe'nin teknik adamı sportif sonuçlarla gücünü yitirmemeli)
  • Sorumsuzca hoca hakkında ileri geri açıklamalar yapan Andre Santos, kalın boğazlı kazağının üstüne giydiği forma ile kurtarıcı olarak oyuna alınacak. (Forma resmen kazağın üstündeydi, adam o kadar oynamamaya niyetliydi. Oynamak ve kalmak istemediğini göstermek için daha hangi saygısızlıkları icad edip yapması gerekiyor.)
  • Takım kaptanı, direk kendi internet sitesinden kontrat pazarlığına girişecek, hatta yönetimi şikayet edecek. (Dikkat edin menejeri kullanıp aynı sonuca taraftarı daha az rencide ederek ulaşmayı filan düşünmesine gerek yok)
  • .........
Nereye kadar ya, gerçekten nereye kadar.   Sayın başkan ve yönetim kurulu, Sayın Aykut Kocaman ve teknik heyet ve kıymetli futbolcu kardeşlerim, bizi üzmeye, kendinizi mahçup etmeye nereye kadar devam edeceksiniz. Yaşadıklarınızın içinden çıkıp 3-5 adım geriye gelerek, sizlerin de baş rolde olduğu olan biten her şeye bir bakarmısınız. Kendinize bir kaç basit soru sorun.

  • Ben hangi saplantılarla bunları yapmışım ve yapmaya devam ediyorum.
  • Bu olayların içindeki diğer kişiler hangi saplantılarla bunları yapıyor.
  • Böyle devam edersem olaylar nereye gider.
  • Bütün bunların bitmesi için ne yapmalıyım.
Son soruya cevap veriyorum. Körlüklerinizi, kırgınlıklarınızı, takıntılarınızı bırakın. Birbirinizi anlamaya çalışın ve birbirinizi dinleyin. Birbirinizi itip kakmayı bırakın, desteklemeye başlayın. Kendi çıkarlarınızı değil takımı düşünün. -Takım iyi herkes iyi.- Sonrada işinizi sahip olduğunuz yeteneklerin %80 'ni kullanarak yapın. En iyi performansa filan gerek yok. Ortalama performansınızla ligi ikinci bitirir, şampiyonlar ligine katılır, önümüzdeki yıl daha iyi bir hedefe ulaşmaya hazırlanırsınız.

Taraftarlık duygusal bir şeydir, iyimser bir şeydir. 2-3 hafta içinde dağıtırsınız bulutları, açtırırsınız çiçekleri.
Bitirin bu saçmalıkları.

Çok kötü yönetiliyoruz

11 Ocak, 2011

Ebru Köksaldı  Fenerbahçe ve sporla ilgili yazılarını takip edebildiğimiz blogunda    ( www.tirajik.com),             gündem diye her zamanki gibi çok güzel bir yazı yazmıştı. Aşağıdaki yazı Ebru hanımın yazısına yaptığım yorum. Sadece bir kaç cümle ekledim. Burada da olmasını istedim. 
''Çok kötü yönetiliyoruz.  Başkan basın ve televizyonlar aracılığıyla teknik direktörlük yapıyor.  Şu ana kadar görünen tablo, antreman detayları dışında takımı 2. yarı başkan yönetecek.  Başkanın takımı şampiyon yapabilecek teknik bilgiye sahip olmadığına eminim. Kontrat peşinde olan ve gönderilmekten korkan bir kaç oyuncunun vites yükseltmesi ile şampiyon olabilecek günler çok geride kaldı. Takımın tamamının birleşmesi ve performansını yükseltmesi lazım.  Oysa takım en az üçe bölünmüş durumda.  Teknik adam tarafından yönetilen oyuncular.   Başkan tarafından yönetilen oyuncular.    ”bu nedir ya!!” diye şaşıran ve tüm inancını yitirmiş oyuncular.   Ben Aykut Kocaman’ı destekleyenlerdendim.   Hala bu tablonun içinde kalarak, -istifa etmeyerek- başkana günah keçisi olmayı kabul etmesine anlam veremiyorum.  
 Transferlerin aylar sürdüğü, yada hoca istediği halde yapılmadığı,  hocaya saygısızlık yapan oyuncuların herhangi bir ceza görmediği,  Emre ve Alex gibi oyuncuların basın önünde başkan tarafından açıkça korunduğu,   Guiza gibi klübü kafasında tamamen bitirmiş oyuncuların ucuza gider diye satılmadığı, -ki kendisine sezonluk 3-3,5 milyon euro ödeniyor- , yani başkanın teknik adamdan sürekli rol çaldığı bir takım, artık o teknik adam tarafından yönetilemez.  Takımda   Senegalli, Brezilyalı, İspanyol, Uruguaylı, Slovak  ve Türkler var. Yaşları  17-34 arasında. Hepsi yüksek egolu yarışçı karakterli oyuncular.  Hepsi aynı yerden yönetilmeli ve oraya güvenmeli, yoksa yönetilemezler. Aykut Kocaman Alex' ten iyi verim aldı iyi de, vazifesi Alex'i idare etmek değil. Tüm kadroyu idare etmek. Birini kazanmak diğerlerinin inançlarını ve saygısını kaybettiriyorsa işler çok kötü. Sizce şu anda Fenerbahçe'de oynayan oyuncular Aykut Kocaman'ın  kontratlarını uzatabileceği, geliştirebileceği veya fes edebileceğini düşünüyorlarmı? Mesela Alex kontratını uzatmasının Aykut Kocaman'a bağlı olduğunu düşünüyormu?  
Genç oyuncuların motive olması ve geleceğe inanması için elle tutulur hiç bir şey yok.
Başkanın futbol takımına müdahale etmesini durdurabilecek güçte bir teknik adama ihtiyacımız var. Yada sadece başkanlık yapıcak, sisteme inanan bir başkanlık anlayışına. Şu anda ikisinide sahip değiliz.  Bu şartlarda sahip olduğumuz harika oyuncular hiç bir işe yaramayacak.''


Not;Umarım aslında her şey böyle değildir. Ben bir kaç gündür arka arkaya okuduğum gazetelerin asılsız haberlerinden işgüzarca çıkarmışımdır bu yorumları. Aslında sezonun 2. yarısı için gereken her şey çok profesyonelce ilmek ilmek örülüyordur. 

Aziz Yıldırım-Aykut Kocaman

03 Ocak, 2011

Bu kısa yazımda olumsuz bir şapka takarak, Fenerbahçe'de başarıyı engelleyecek bazı faktörler arayacağım. Yok öyle istediğim için değil. Algıda seçiciliğin yanıltıcı etkisinden kurtulmaya çalışmak için.  Çünkü ben ve bir çok Fenerbahçe taraftarı, taraftar olduğumuz için, iyi şeyleri görme yarışındayız. Taraflıyız, kısaca bu.
Başlıyorum:
Fenerbahçe'nin Aykut Kocaman-Aziz Yıldırım ikilisi ile başarılı olması çok zor.
Çünkü başkan basının önünde geçen seneki çok başarılı 8 haftalık periyotun, kendisinin Samandıra ya sıklıkla gitmesine bağlı olduğunu söyledi. Daha da ileri giderek, neden karışmayacağım işler kötü gittiğinde herkes beni suçluyor gibi ifadeler kullandı. Kendisini dinlediğiniz de ikna oluyorsunuz, tabi filan diye desteklemeye başlıyorsunuz. Ama sırf bu yüzden Fenerbahçe ve Aykut Kocaman başarılı olamaz. Çünkü hiç bir iş, dışardan bakarak yönetilecek kadar basit değil.  Hele üst düzey bir futbol takımını yönetmek hiç değil.  İsterseniz Futbol takımı yönetmek nasıl bir şey anlatmaya çalışalım. Çalışalım çünkü anlatması bile zor.

  • Futbol yuvarlak ve içi hava dolu deriden oluşan top diye bir şeyle oynanıyor. Ayağınızla vuruyorsunuz, rüzgardan ve zeminden etkilenerek bir yere gidiyor. Her vuruş, her zaman aynı yere gitmiyor. Mesela bütün ustalığa rağmen frikiklerde her zaman aynı başarıyı yakalayamazsınız.
  • Sahada 11 insandan oluşan iki takımla oynanıyor. Hepsinin atletik, teknik ve taktik performansları birbirini etkiliyor. O günkü performansla ilgili milyonlarca olasılık birbirleri ile etkileşiyor ve her türlü süprize gebe. Ne diyorsun saçmalama bu kadar karışık değil diyenlere iddia oynamalarını ve milyarder olmalarını öneriyorum.  
  • Sahada 11 kişi ile oynanan bu takımlar aslında yaklaşık 22-25 kişi ile hazırlanıyorlar ve sakatlık ve form durumlarına göre 11'ler oluşuyor. Denklem 22'den çıktımı 45-50'ye. Teknik heyet ve organizasyonda ki diğer görevlileri hesap edin. Yardımcı antranörler, menejerler, sağlık ekibi, denklem çıktımı 100'e.
  • Hakemler, sadece 4 kişiler ama düdükde onlar da.
  • Peki sporcuların performanslarını aile hayatları da etkiler mi? Evetse nereye vardık. Belki saçma buldunuz, ama eşi ile çok büyük bir sorun yaşamış, sol ön oyuncusu, takımdaki sol bek, orta alan ve forvetlerin performansını direk etkiler mi, evet.
Daha uzatmayacağım ucu bucağı yok. Ama bu kadar çok etkileşim ve olasılık dolu bir işi, ben dışarıdan idare ederim arkadaş diyerek idare edemezsiniz. Daha da kötü, idare edilemez bir hale getirirsiniz. 
Bunun canlı örneğini yaşadık bu sene bence.

  • Emre sezon başı kampında Almanya'da Aykut Kocaman'la sorun yaşadı, sakatım bahanesiyle İstanbul'a dödü. Yok bu dedikodu diyelim. Geçen hafta içinde gazetelerde şöyle bir haber yayınlandı; sözleşmesini uzatmak isteyen Emre başkandan garanti alınca rahatladı. Buradan Emre'nin kulüpteki işleri onarma ve yönetme konusunda gerçek muhatap olarak Aykut Kocaman'ı değil başkanı tanıdığını söylemek çok mu kötü niyet olur. 
  • Sezon başı fizik değerlendirme de yedek kaleci Mert'in de gerisinde kalan Alex'in yedek kalınca, kendi internet sitesinde ve Twitter hesabında Aykut Kocaman'a tepki göstermesi de kaptanın başkanla kurduğu kişisel ilişkiye güvendiği şeklinde yorumlanabilir. Ki sezonun ortalarına doğru kendini toparlayan kaptan sezon başı gerçekten güçsüz ve faydasızdı. 
  • Peki Zico'yu başta Alex olmak üzere oyuncuların şikayeti üzerine başkanın gönderdiği dedikoduları,
  • Peki Daum'un Emre ve Alex'in şikayeti üzerine gönderildiği dedikoduları,
Ee ne olucak başkan bir kaç deneyimli ve iyi oyuncu ile muhatapsa, diyebilirsiniz. Şu olur, haftalarca hocasından destek gören Cristian Baroni, 6+2'ye takıldığı ilk hafta isyan eder. Çünkü takımı antreman ve form seviyesine göre sahaya çıkarması gereken teknik adamın üstünde başka bir otorite olduğunu görmüştür. Sezona çok iyi başlayan ilk maçlarında gollerle buluşan Stoch, birden form kaybetmeye başlar. Ve şu anda yazamadığım veya fark edemediğim başka reaksiyonlar olur.
Liderlik adelet ve hedefe dönük tutarlılık ister. 2 başlı yönetimde bu mümkün olmaz, herkesin terazisinde başka ölçüm araçları var. Başkan, geçmiş emekler ve sosyal ilişkisine dayalı güvene göre ölçüm yapıyor, hoca teknik taktik öncelikler, antreman ve takımsal bütünlüğe göre ölçüm yapıyor. Tabi ki sonuçlar farklı oluşur.
Takımın yarısı hocanın ölçümüne yarısı, başkanın ölçümüne göre çekerse, ilk yarıdaki Fenerbahçe ortaya çıkar.
Başkan kendine hak gördüğü bu işlerden çekilmeli. Deneyimi ve bilgisi takıma, kurduğu sistemle etki göstermeli. Taktik müdahalesi hoca aracılığıyla yapacağı değerlendirmelerle olmalı. Hoca bir makaleden bir şey çıkarıyorsa, başkanın fikirlerinden çıkarabilir ama aynı özgürlükte kullanmalı bu fikirleri.  Yani takımla ilgili son söz bir kişide olmalı.  Hocaya koçluk bile edebilir ama müdahale edemez olmalı.
Şimdiki durumumuz şu;

  • ''Tabi ki karışırım her şeyi bana soruyorlar başarısızlık olunca''
  • ''Transfer hocaya bağlı, istesin hemen alırız.''
Alah aşkına hem siyah, hem beyaz oluyor mu? Gri filan olsa, pembe gözlüklerimizle razıyız inanmaya, ama hem  
siyah, hem beyaz.

Son söz,
Başkanım şampiyonluk, ligin en iyi kadrosu bizde diyerek kazanılacak kadar basit bir yarış değil.

Not: Sevgili okuyucu yazı veya yazıları beğendiysen lütfen sosyal ağlarda paylaş.

Her şey değişiyor (2)

30 Aralık, 2010

''Neden böyle karamsar bir hisse kapıldığıma yazının ikinci bölümünde devam edeceğim.'' Dün yazımı bu cümle ile bitirmiştim. Üzgünüm dünkü yazının özetini yapamam. Okumak isterseniz burda.
Karamsarım çünkü;

  • İlk yazımda özetlemeye çalıştığım pek çok önemli faktöre bağlı büyük bir değişim varken, yaşanan görece başarılı sezonlar takımımızda yönetimsel bir körlük yarattı.
  • Başkanımız, bizim takımımız hala çok iyi, oyunumuzu oynasak kimse önümüzde duramaz şeklinde bir açıklama yaptı. Ben bu açıklamadan şu sonuca varıyorum. Fenerbahçe değişimin ve artan rekabetin farkında değil.  Olan biten her şeyi hala eski alışkanlıklarla değerlendiriyor. Şampiyon olamayan her teknik adamla ayrılmak böyle bir anlayış bağlı mesala.
  • Dünkü yazımda bahsettim ama, karamsarlığımın gerekçelerinden biri artan yüksek rekabet.
  • 9 puan farkı kapatmak eski sezonlarda olduğu kadar kolay değil. Alınabilecek 51 puan var. Ama artık bu puanları toplamak çok daha zor.
Bu maddelerin bazılarını şöyle açabiliriz. Schuster'in çılgın özgüveni ile Beşiktaş büyük yatırımlar yapıyor. Oradan gelip bizi geçemez ama, İnönü'den puan çıkarmak ta o kadar kolay değil artık. Hagi gibi ezeli rekabeti bilen bir teknik adamın yönettiği Galatasaray'ı, yeni stadında yenerek 3 puan çıkarmak o kadar kolay değil. Çok iyi yönetilen Trabzon'u hayat meyat maçında Kadıköy'de yenmek kolay değil. Bunlar birer birer maç hepsini kazanabiliriz. Ama bütün hedeflerinden uzaklaşan Fenerbahçe ile ilgili tespiti ve seçtiği tedavisi, sol bek ve ön libero transferi olan yönetim kalitesinin,  bu yarışta bizi kurtaramayacağını düşünüyorum.
Peki siz gerçekten, şampiyonlar liginden elenmemizi, avrupa liginden elenmemizi, kupadan elenmemizi, ligde 9 puan geride olmamızı sol bek ve ön liberoyamı bağlıyorsunuz?
Bir de şöyle düşünelim, Trabzon sporun sol bekinde Santos veya Caner, orta sahasında Cristian oynasa, Trabzon bizim kadar istikrarsız bir takım olur mu? Olur orayı da kuruturlar diyenler vardır.  Cristian'ın takım işlediğinde ne kadar faydalı olduğunu hatırlayan, Santos'un klasının Trabzon'un en zayıf yanı olan sol bekte parlayabileceğini düşünen de vardır.
Her şey değişti. Özgüven iyidir ama, körlük yaratabilir. Ligin 2. yarısı başlıyor.  Kaliteli bir yönetimsel öz eleştiri yapmalıyız. Soru çok basit, neden işler iyi gitmiyor? Ön yargısız biçimde bu soru üzerine çalışırsak önemli gelişimler sağlayabilecek birikime sahip bir kulübüz.  Ama bu soruya cevap olarak basında çok eleştirilen bazı oyuncuların yerine oyuncu almayı seçerseniz, artık iş kontrolünüzden çıkmıştır. Sizi yönetmeye başlamıştır.   Ve kolay kolay iyi bir yere gitmez. Bu sezon yüzleri eskidiği için Ahmet ve Mehmet'i satarsınız. Gelecek sezon Ali ve Veli'yi.
Son söz; Sizce, neden işler iyi gitmiyor?


Not2:Sevgili okuyucu, bütün tevazusuna rağmen, ''Sıradanbirblog'' tarafınızdan ziyaret görmekten ve okunmaktan çok mutlu oluyor. Beğendiğiniz yazıları muhtelif sosyal ağlarda paylaşmanız, Facebook sayfasını beğenmeniz ve önermeniz, twitter da izlemeniz ve önermenizden de onur ve mutluluk duyucaktır. Teşekkürler.

Her şey değişiyor (1)

29 Aralık, 2010

Yeni stadımız ve başarıyla pazarlanan lisanslı ürünlerimiz sayesinde son yıllarda Türkiye ligindeki rekabette avantajlı duruma geçmiştik. Bu avantajın üzerine ezeli rakiplerimizin kötü yönetimi, başkanın artan deneyimi ve teknik adamların görevine yıl içinde son vermeme geleneği de eklenince, uzun bir dönem ligin peşin ve rahat favorisi olduk. Aptalca şampiyonluklar kaçırsak ta, şampiyonlar liginde yerimiz hep hazırdı. Ama dünya durmuyor. Her şey değişiyor.


2000-2005 arası Türkiye liginde çalışan yerli teknik adamları hatırlamaya çalışalım.
  • Güvenç Kurtar
  • Hikmet Karaman
  • Erdoğan Arıca
  • Şenol Güneş
  • Mustafa Denizli
  • Fatih Terim
  • Ümit Kayıhan
  • Yılmaz Vural
  • Ziya Doğan
  • Samet Aybaba
Atladığım varsa lütfen yorum yazarak ekleyin. Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli katkıları ile diğerlerinden ayrılabilir. Bu 3 teknik adamda Fatih Terim'in Ankaragücü macerası dışında ligimizin 3 büyük kulübünde çalıştılar. Diğer teknik adamların herhangi bir kulüpte kalıcı, istikrarlı ve hatırlanabilir bir performansını hatırlamıyorum.  Şu anda zaman zaman  ligde fırsatlar bulabilseler de ne yazık ki tasfiye oldular, oluyorlar.

2005'ten sonra ligimizde çalışan yerli teknik adamlara bir bakalım.
  • Ertuğrul Sağlam
  • Abdullah Avcı
  • Tolunay Kafkas
  • Bülent Uygun
  • Aykut Kocaman
  • Mehmet Özdilek
  • Bülent Korkmaz
  • Hikmet Karaman
  • Ziya Doğan
  • Samet Aybaba
  • Yılmaz Vural
  • Şenol Güneş
İki listeye kabaca bakınca, bir dönem Türk futbolunda önemli roller çalan isimlerin yerine, yeni bir nesil geldiğini rahatlıkla görürüz. Hocalarından farkları sadece yaşları ve isimleri değil. Bu genç nesil teknik adamlar, futbolculuk kariyerlerinde, yavaş yavaş Avrupa futboluna kafa tutmaya başlayan, futbolumuzun istikrarlı oyuncuları olmuşlardı. Uluslar arası önemli kariyerleri olan yabancı teknik adamlarla çalıştılar. Fatih Terim'le çalıştılar. Profesyonellik anlayışları farklı. Mesela uzun süre aynı takımlar da görev yapıyorlar. Tolunay Kafkas- Kayseri, Mehmet Özdilek-Antalya, Abdullah Avcı-İBB, Ertuğrul Sağlam-Bursa. 
Anadoluya dağılmış bu genç ve vizyoner  yeni nesil antrenörler ligimizdeki değişimin lokomatifleri oldular.
Başka değişiklerde var rekabette. 
Yayın gelirlerinin artması ile daha istikrarlı yönetilen ve yatırım yapan Anadolu kulüpleri. (Kayseri, Bursa, Gaziantep, Eskişehir .....)
Mali sorunlarını hafifleten ve büyük yatırımlar yapmaya başlayan Galatasaray. 
Stad gelirlerini çoğaltan ve özgüveni artmış, yine yüksek yatırımlar yapan Beşiktaş. 
Sadri Şener tarafından tamamen toparlanmış ve yurt içi deneyimlerine, yurt dışı deneyimler de eklemiş Şenol Güneş'li Trabzon.
Artan yabancı oyuncu kontenjanı.
Ve Bursa sporun Şampiyonluğu.

Kuşkusuz gözden kaçırdıklarım da var, dilerim yorumlarınızla katkıda bulunursunuz. Ancak hatırıma gelen bu faktörler bile, içinde olduğumuz ve yaşadığımız için fark etmediğimiz büyük değişimler. Önceki yıllarda bizi Şampiyonlar ligine taşıyan avantajlar bundan sonra yeterli olmayabilir, olmuyor. Takımımızın, ligin ilk yarısında gösterdiği performansa ve ligin ikinci yarısı artması muhtemel rekabete bakarsak, kendimizi ilk ikinin favorisi görmek iyimser gibi geliyor bana.  
Neden böyle karamsar bir hisse kapıldığıma yazının ikinci bölümünde devam edeceğim. 

Not: Sevgili okuyucu yazıda ismini kullandığım  teknik adamlarımızın çalıştığı yıllarla ilgili detaylı bir araştırma yapmadım. Dolayısıyla 2005' ten önce çalıştığını belirttiklerimden, 2005 sonrasına taşan, 2005 sonrasından da, 2005 önünde çalışmış isimler olabilir. Bu isimlere eklenmesi gereken isimlerde olabilir. Basitçe örnekleyerek açıklamak istediğim şey, yeni bir nesil teknik adamlara sahip olduğumuzdu. Ve bu teknik adamların, yerlerini aldıkları hocalarından farklı bir anlayışa sahip oldukarı idi. Dolayısıyla yukarıda yazılanlar kişisel bir görüşten fazla iddia içermemektedir. Böyle değerlendirmenizi rica ederim.
Not2:Sevgili okuyucu, bütün tevazusuna rağmen, ''Sıradanbirblog'' tarafınızdan ziyaret görmekten ve okunmaktan çok mutlu oluyor. Beğendiğiniz yazıları muhtelif sosyal ağlarda paylaşmanız, Facebook sayfasını beğenmeniz ve önermeniz, twitter da izlemeniz ve önermenizden de onur ve mutluluk duyucaktır. Teşekkürler.

Zaman Akar, Zaman Geçer

13 Aralık, 2010

Fenerbahçe'yi takip eden iki yazarımızdan , iki küçük alıntı.


''Fenerbahçe kaybederken suçlu belli, Aykut Kocaman. Kazanırken kahraman belli, Alex de Souza. Bir camia bir oyuncuya bu kadar odaklanırsa başka bir sonuç olabilir mi? Alex 100 gol attı, 3000. golü attı, en çok oynayan yabancı oldu, tarihe geçti. Bu arada oyuncuya bağlı kalmayan, sistemler üzerine kurulu Trabzonspor 9 puan fark attı. 
Kocaman suçlu değil mi? Elbette suçlu.. Konya’da Alex’siz takımın sezonun en hızlı ve aktif maçını oynayıp hem de deplasmanda 4 gol attığı maçtaki düzeni bir daha denemedi.''

Altan Tanrıkulu/Hürriyet


''Tabelacıların, "Kazan da nasıl olursa olsun" diyerek, takım yerine performanslara teslim ettiği bir teknik adam oldu Aykut Kocaman. Ve o da, kendinden öncekiler gibi Alex'in yapacaklarına göre başarı çizgisini belirledi. Yine eski takım geldiği sahaya. ''
Gürcan Bilgiç/Sabah


Bunlara ne ilave olur bilmiyorum.  Belki kariyeri başarılarla dolu, futboluyla bütün dünyayı kendilerine hayran bırakmış, ama artık takımının merkezi değil bir parçası olarak kariyerine devam eden bazı yıldız isimleri ekleyebilirim.

  • Gigs; şimdi bayrağı Nani taşıyor. Tecrübesi artan Portekizli yıldız, önceki yıllara göre oldukça istikrarlı katkı yapıyor. 
  • Ronaldinho; Milan'daki çilingir rolünü İbrahimoviç'e kaptırdı. Sırası gelince kısa zamanda eşsiz klasını sergiliyor yine. O artık klübe de rezerv sihirbaz. 
  • Seedorf; genç Ganalı Boateng, muhteşem Hollandalı'nın rolünü oynuyor.
  • Klose; kariyeri gollerle dolu. Bazen 11'de görev alıyor. Ama o takımın bir parçası. Takım ona uydurulmuyor.
  • Oven, tecrübesi ile gerektiği zaman katkı vermek için hazır. Bayrak Roney'de.
  • Ballack, Deco, ikiside sakat.
  • Efsane Ronaldo, Corinthias'ta ufak ufak takılıyor.
  • Lyon ve Juninho, çoktan ayrıldılar.
Siz çoğaltın. Bir sürü büyük yıldız. Hiçbiri 34 yaşında iken, 20 milyon taraftarı olan bir takımın merkezinde olmayı başaramadılar. 
Birde şöyle bakalım:

  • Arsenel (Fabregas)
  • Chelsea (Drogba, Anelka, Mikel Obi)
  • M.U (Roney, Berbatov)
  • Lyon (Lisandro)
  • Milan (Zlatan)
  • İnter  (Sneijder) (Eto değil, Eto tamamlayıcı unsur)
  • Barcelona (Messi)
  • Real Madrid (C. Ronaldo)
Listede Drogba dışında 30 yaşını aşmış oyuncu yok. Ki mesele asla salt yaş değil. Mesele fiziksel direnç.


Bizim durumumuz ise şu. Bir sezonun yarısı çoktan geldi. Her kulvarda kayıplar var. Takımı eski günlerine taşıyacak oyuncular klübe de, yada Alex'in açığını kapatmak için daha fazla koşuyorlar. Fenerbahçe sezon başından beri rakip alanda bir eksik oynuyor. Ne zaman bu eksikliğin ortaya çıkmayacağı kordinasyonsuz bir rakip var, gelsin puan. Ne zaman direnç ve mücadele gitsin puan. 
Bunları yazdığım için Fenerbahçe yönetimine, Aykut Kocaman'a ve Alex'e çok kızıyorum.  Kıt bir öngörü bile bunu görmeli ve haftalar önce önlemini almalıydı. Bu gün ben yazıyorum, haftalar geçtikçe herkes yazacak, söyleyecek. Bir efsane böyle bir sonu hak etmiyordu.  Takımın merkezi değil parçası olarak sorumluluk alsaydı, hala müthiş katkılarını sürdürürdü. Katkı vermeye devam ediyor. Zarar vermeye de devam ediyor.


Sayın yönetim, sayın teknik yönetim. Biz büyük bir yıldız değil. Büyük bir takım istiyoruz. Zaten gerçek bir yıldız, ancak iyi bir takımda parlıyor. Messi ve Ajantin. Messi ve Barcelona.


Bu yazı bitti. Yarın için konu buldum.
Başkan şampiyon olmayan teknik adamı gönderdikçe, şampiyon olamıyoruz. Baş belası bir kısır döngüye girdik.



İbb maçından sonra

28 Kasım, 2010

Maçtan sonra yazılanlara çizilenlere baktım.  Tabiki Fenerbahçeliler daha güzel şeyler bekliyor takımından. Pek çok kişinin işaret ettiği farklı noktalar var takımı gelişimi ile ilgili.
Caner'in yeterli bir solbek olmayacağını düşünenler var.
Niang'ın erken çıkarılması gerektiğini düşünenler var.
Alex'in oyunda kalması gerektiğini düşünenler var.
Halis Özkahya'nın Alex'i oyundan atması gerektiğini düşünenler var. (Neil ve Elano çok daha sertlerini yaptığında meydan da değildilerdi. Ancak Neil ve Elano yaptığında ve kart görmediğinde bizimde canımız yanmıştı. Böyle bir müdahale kaptana yakışmadı bencede)
Gökhan Gönül'ün oyununu harika bulanlar var.
Gökhan Gönül'ün son haftalarda gördüğü gereksiz kartlara dikkat çekenler var. (Uğur Meleke)
Gökay ve Cristaian'ı maçın en önemli performasları olarak gören bir çok kişi var.
Mehmet Topuz'un istikrarına ve mücadelesine dikkat çekenler var.
Stoch'un istikrarsızlığına dikkat çekenler var.
Pek çoğuna katılıyorum aslında.
Ama Alex değişikliği bence, zamanında ve hatta biraz geç yapıldı. Alex oyundan çıktıktan sonra, oyunu dengelediğimiz, penaltı kazandığımız ve oyunu rakip alana yığdığımızı göz ardı etmemek lazım. 45 ve 68'inci dakikalar arasında ise oyunu tamamen kaybetmiştik. Bu hamle olmasaydı muhtemel bir Antep maçı yaşayabilirdik.
Cristian ve Gökay'ın yarattığı sertliğin maçın lehimize bitmesinde en önemli faktör olduğuna kesinlike katılıyorum. İkiside çok çok iyi oynadılar. Niang, Alex ve Stoch daha iyi performans sergileseydiler. Gökay ve Cristian'ın akşamki oyunları çok rahat bir galibiyet almamıza yeterdi.
Onarılıcak ve çalışacak daha çok şey var. Ama potansiyelli bir takımımız var. Her hafta üstüne koyarak ilerlemeleri, hepimizin temennisi.
Klasik son.
Bir sezon anların toplamıdır. Posizyon, pozisyon. Pas, pas. Şut, şut. Depar, depar. Omuz, omuz. ...... 

Not: Değerli okuyucu lütfen yandaki anketi doldur. Blog yazarı okuyucuların maç ve oyuncular hakkındaki görüşlerini çok merak ediyor.

İBB:0 FENERBAHÇE:1 Maç sonu yazısı -1

27 Kasım, 2010

Maçtan yaklaşık 11 saat önce ''Bu gün kazanacağız'' diye bir yazı yazdım. Belediye, Trabzonspor ile beraber ligdeki en formda takımlardan biri.  Böyle bir şey yazmak pek çok risk içeriyordu. Ama taraftarca bir inaçla yazdım. Ve kazandık. O kadar mutlu değilim.  Buca maçındaki coşkudan mutluluktan eser yok. Ben taraftarım. Takımıma karşı genellikle çok olumlu yaklaşırım. Çabucak umutlandırabilir, mutlu edebilir beni Fenerbahçe. Ama bu akşam çok zorlu bir maçı kazandığımız halde, o kadar mutlu değilim. Takımımızda oturması ve gelişmesi gereken çok şey var. Oyuncularımızın bazılarının maç performanslarını kestirmek mümkün değil. Ama burası Fenerbahçe. Bu takımda forma giymek böyle ucuz değil. Fenerbahçeli oyuncu sahada oldumu, o hafta ne vereceğini kestirebilmeliyiz. Bir alt limiti olmalı, o alt limit bir hayli yukarıda olmalı ve onu sahada olduğu sürece vermeli.
Alex.
Geçen hafta harikalar yaratan kaptanımız, biraz sertleşen bir  maçta yine oldukça etkisiz. Çok az topla buluşuyor ve çok durağan. Neyseki gol noktalarındaki tecrübesini ve gücünü bu gece bize gösterdi. Ancak orta saha ile forvet arasında, top almalı, mesafe kat etmeli ve etkili paslar dağıtmalı. Rakip yarı alanın orta ilerilerinde Niang'ı çok yalnız bıraktı.
Niang.
Maç boyu çok arzulu ama yeterince güçlü değildi. Daha da kötüsü güçsüzlüğü ve kötü oyunu moralini bozdu.  Niang'ın sahadaki mutsuzluğu ileriki maçlar için önemli bir risk. Bu günkü kötü performansı ile bile, takımın ofans alanında en çok sorumluluk alan oyuncusu.
Gökay.
Bu gece aldığımız 3 puanın 1'ini rahatlıkla Gökay'a yazarım. Maç boyu arı gibi çalıştı. Taktiksel görevini tam olark kavramış. Kapasitesini çok iyi biliyor. Oyunun her dakikasında istikrarlı bir katkı verdi.
Bu gece çok umut verdi.
Cristian.
Fenerbahçe taraftarına barışmak için elini uzattı. 3 puanın 1'ini de rahatlıkla ona veririm. Gökay ve Mehmet Topuz'la beraber, Fenerbahçe'yi geçen seneki sertliğine taşıdı. Goldeki katkısı çok yüksekti.
Maçla ilgili detaylı bir yazıyı, maçı sindirince yine yazmak istiyorum.  Bu akşam için son sözüm şu;
Artık daha zorlu rakipler karşısında da, ofansif etkinliğimizi korumalıyız. İlerde tutamadığımız toplar sonunda kendi kalemizin önünde tehlike oluşturuyor. Atamadığımız goller, sonunda kalemizde gol oluyor.

Not: Değerli okuyucu lütfen yandaki anketi doldur. Blog yazarı okuyucuların maç ve oyuncular hakkındaki görüşlerini çok merak ediyor.

Aykut Kocaman: Temmuz-Aralık

26 Kasım, 2010

-Bir sezon anların toplamıdır. Posizyon, pozisyon. Pas, pas. Şut, şut. Depar, depar. Omuz, omuz. ......

Aykut Kocaman'ın ilk 5 ayına kısaca göz atalım hep beraber.
Önce Young Boys, Sonra Paok'a elendik.
Trabzonspor' a deplasmanda yenildik.
Kayserispor ve Gaziantep karşısında kötü oynadık ve yenildik.
Anakaraspor'a kupada ağır bir şekilde yenildik.
Bursaspor'la berabere kaldık.
Kendi sahamızda Galatasaray'la ve Beşiktaş'la berabere kaldık.
Diğer maçlarımızda göze hoş gelen bir futbol oynadık ve rahat kazandık.
13. hafta liderin 6 puan arkasındayız ve 4.'yüz.
Saha sonuçlarımızı  en hafif tabirle ''yeterince iyi değil'' şeklinde yorumlayabiliriz.
Ancak oynadığımız yaklaşık20 maçta sadece Young Boys, Gaziantep ve Kayseri maçlarında çok kötü bir futbol gördük.
Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon ve Paok karşısında bir kaç pozisyon daha dikkatli,daha şanslı daha iyi olsa idik, şu anda çok daha iyi bir bilanço ile karşılaşabilirdik.
Büyük bir takımsanız, ekibinizin tüm fertleri yüksek bir,profesyonel bilinçte olmalı. Çünkü kocaman bir sezon anların toplamıdır.
-Stoch kırmızı kart görmeseydi
-Dia o golü kaçırmasaydı
-Bilica en iyi maçlarından birini çıkarırken, kendisinden 30 santim kısa bir adama o kafayı vurdurtmasaydı
............
Yazar, anlatır, tartışır, konuşur dururuz.
Biz -milyonlarca taraftar- bunları yaparken , takım her pozisyonda, her anda en iyisini yapmak için çalışmalı. Bunun için kendini teknik ve mental olarak geliştirmeli.
Yazıya buradan devam etmeyi bırakıcam. Buradan devam etmeye ilk yarı sonunda değerlendirme yaparken devam edicem.
 Aldığımız bu sonuçları etki eden bazı faktörleri hatırlayalım.
Geçen sezonların en istikrarlı oyuncularından Lugano takıma geç katıldı.
Lugano'suz Bilica ağır sorumluluğu kaldıramadı ve futbol olarak en çok lazım olduğu dönemde geriye gitti.
Yobo,takıma transferin son günü katıldı.
Takım için kilit önem taşıyan santrofor transferi çok geç kaldı. (Sizce Niang ve Yobo sezon başında kadroda olsaydı bilanço ne kadar değişirdi?)
Özer Hurmacı sakatlandı.
Selçuk Şahin sakatlandı.
Guiza ameliyat oldu.
Emre Belzoğlu sezon başı kampında sakatlandı. Çok kritik bazı maçlarda sakatlanarak takımı maçın yarısında veya maçlarda yanlız bıraktı.
Cristian ve Santos 6 + stresi ile katkı veren oyuncular olmaktan çıktılar.
Ofansif anlamda çok önemli katkılar verebilen Dia sezon başı sakatladı ve Avrupa'daki maçlarda destek veremedi.
Aklima gelen bir kaç iyi şeyde eklemek isterim.
Aklıma gelen en güzel şey Gökay ve Okan.
Çok yüksek potansiyelleri ile gelecek ve cesaret veren Stoch ve Dia.
Mental ve teknik olarak muhteşem iki transfer Niang ve Yobo.
Kariyer zirvesi futbola ulaşan Emre Belzoğlu.
Yavaş ama sürekli gelişen Mehmet Topuz.
Cesur yürek Gökhan Gönül.
Hoca ile girdiği sürtüşmeyi, futbolunu geliştirmek için kullanan Alex. (Aykut Kocaman'ın Alex hakkındaki değerlendirmelerine katılıyorum. Fenerbahçe'de süperstar olmak için daha çok pozisyonda sorumluluk almalı.)
Ve muhteşem goller.
Sonuç; fırsat ve riskler, sevinç ve hüzünler, iyi ve kötüler yan yana. Takım an, an savaşmaz ise olumsuzlar artıcaktır.
Yıllarca an, an savaşmanın sembolü de Fenerbahçeli aslında.
Kimmi ?
Ömer Onan.

3000. gol yakıştı

23 Kasım, 2010

Bu blogu pek okuyan yok. Okuyan az sayıda okurda, kaptanımızın bu sezon ki performansını çok eleştirdiğimi bilir. Ama eleştirdiğim kaptanımızın, klası, kariyeri yada Fenerbahçe'ye verdikleri değildir. Kaptanımızın performansıdır. Diğer yandan kaptanımızın son bir kaç maçta fiziksel olarak en iyi seviyesine ulaştığını göz ardı etmekte insafsızlık olur. Hatta son üç sezonda ki en iyi seviyesine ulaşmış bile olabilir. Bu azim ve irade kaptanımızın eşsiz kariyerinin en önemli harçı olmuştur zaten. Akşam harika goller attı. Orta alanda kendi standartlarının üstünde hareketli ve girişkendi. 90 dakikanın büyük bölümünde etkili ve akıcı oynayan takımına skor olarak katkı vermenin yanında, oyun olarak ta önemli destek verdi. Ama yinede artık, oyunumuzun ofansif liderinin Alex olmadığını göz ardı etmeden, geleceği planlamak lazım. Fenerbahçenin yeni en önemli aktörleri siz göre kim bilmiyorum. Ancak hem bu sezon için, hem gelecek sezonlar için takımı kurgularken kadroya ilk yazılıcak oyuncular Volkan, Gökhan ve Emre'dir. Volkan, Gökhan, Emre takıma liderlik etmek üzere mental olarak geliştirilmeli ve bu role hazırlanmalılar. Bunları tamamlayacak oyuncular ise, Niang, Stoch Ve Dia'dır. Dia ve Stoch hem sezonda, hem oyunda istikrarlarını geliştirmeli, top kayıplarını azaltmalı ve tempolarını yükseltmeliler. Buca karşısın da Stoch'un, Gökhan'ın ve oyuna girdikten sonra Dia'nın topla kat ettiği mesafeler, topu gol bölgesine taşımamızı çok kolaylaştırdı. Ve usta golcülerimiz gerekeni yaptı.
Çok kısaca maça değinmek gerkirse, Gökhan hızı, gücü ve temposu ile maçın adamı idi. Gökhan, Stoch, Gökay ve Cristian topu ön alana taşımada oyunun büyük bölümünde çok başarılı idiler. Niang iki harika asist, bir harika gol ile sakatlıktan muhteşem döndü.  Yobo oldukça iyi idi ama defansif olarak Emre ve Lugano'ya ihtiyacı var. Genellikle iyi olan takımda Bekir yine savruktu, Santos ise oyundan çok kopuktu. Ne yazık ki Fenerbahçe taraftarı Santos ve Cristian ile ilişkisini kesti. Oyuncular ne kadar suçlu ise, bu genç oyuncuların takımdan bu şekilde uzaklaşmasını seyreden teknik yönetim de o kadar sorumludur. Son bir kaç söz;
-Cristian moral olarak çok kırılgan, işler kötü giderken kopuyor, rekabetçi takımlarda kalıcı olamaz
-Akşam attığımız 5 golde birbirinden güzeldi ama en güzeli ilk goldü
-Gökay'ı sahada görmek harika, gelişimini sürdürmesi ve Fenerbahçe'deki önemli rollerden birini almasını tüm Fenerbahçe'liler istiyor.
-Niang harika bir oyuncu etrafındakileri de ihya ediyor kendiside atıyor. Kısa vadeli sonuç açısından son 5 yılın en önemli transferi.
-Stoch ve Dia yaşları ve potansiyelleri ile gelecek için heyecan veriyorlar.
-Mehmet çok istikrarlı ve tamamlayıcı olarak takımda çok önemli bir rolü var.
-Santos daha iyi bir ligde oynayabilicek piyasası olduğunu biliyor, Caner'i bekletmek genç ve iyi bir oyuncu adayını küstürmemize neden olabilir.
-Ne olursa olsun takımın Lugano ve Emre'nin yırtıcılığına ihtiyacı var. Yokluklarında Gökhan, Niang ve Volkan mücadele ediyorlar ama yeterli olmuyor.
-Fenerbahçe oyun olarak sahada başarısız olduğu dakikalarda, hem karekter olarak hem teknik olarak takımı ateşleyecek daha çok oyuncuya ihtiyacı var.
............
............
Belki boşlukları yorum olarak doldurmak isteyenler vardır. Belki yoktur.     :)

Biz taraftarız.

05 Ekim, 2010

 Mehmet Demirkol'dan öz eleştiri.

''Taraftar olayları yöneticilerin önünde değerlendiriyor, hatta bizimde önümüzde değerlendiriyor. Mesala ben Aykut Kocaman'ı işler kötü giderken eleştiriyorum, Fenerbahçe taraftarı inanılmaz bir şekilde sahip çıkıyor.''

Merak ettim, hocamıza destek vermemiz neden inanılmaz. Biz taraftarız.

 
 
 

İzleyiciler