FB basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FB basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Böyle mücadele bu takımın geleneği olmalı

04 Mart, 2011

herzamanfutbol.blogspot.com/ Canınız sağ olsun
sarilacivertcubuklu1907.blogspot.com/Hayellerimiz seneye kaldı
sporingen.blogspot.com/ Fenerbahçe Ülker'e açık mektup
ygtylmz.blogspot.com /Teşekkürler Fenerbahçe  Ülker
mulenovic.blogspot.com /Yaşattığınız heyecan yeter
www.hayatimfenerbahce.com/ Teşekkürler beyler


Yukarıda akşamki maçla ilgili yazan Fenerbahçeli bloggerların adresleri ve başlıkları var. Muhtemelen hepsini okumuşsunuzdur. Ve sanırım aynı şey sizin de dikkatiniz çekmiştir. Aynı hisse sizde kapılmış olmalısınız. Devamı

Başaramadılar

03 Mart, 2011

Böyle bir yenilgiden sonra iki kelam şey yazmak ne kadar zor. Sezon başından başlayarak, son bir kaç maça gelene kadar, her topa, her pozisyona sonuna kadar asılan takım elendi.  Çok cesaretli ve karekterli  oynadılar ama başaramadılar.  Takımdaşlık, karakter, taktik disiplin çok çok önemli. Bu özellikler her takımı bir veya bir kaç seviye yukarı taşır. Bizi de buraya kadar taşıdı. Sezon başından beri arka arkaya gelen önemli sakatlıklar, takımımızı böyle bir hedefi takip edemeyecek kadar zayıflattı. Ve Avrupa macerası bitti. Devamı...

Fenerbahçe Ülker:84 Zalgiris Kaunas:85

16 Şubat, 2011

Bu takım bizi o kadar güzel şeylere alıştırdı ki, bu mağlubiyet çok acıttı. Vidmar ve Mirsad'ın yokluğuna, Ukiç'in yokluğunun eklenmesi yeterince kötüydü. Lavrinoviç ve Kaya'nın erken faul almasına, Zalgiris'in uzatmalar da  bulduğu şanslı sayılara, kariyerini red edercesine oynayan Oğuz'a gerek yoktu.  Bu maçlarda tecrübesini konuşturmasını beklediğimiz Saras'ta Oğuz'a eşlik edince, defalarca elimize gelen fırsatları değerlendiremedik ve kaybettik. Geçti gitti, sağlık olsun. Lakin pota altımızın hali hiç iç açıcı değil. Ribaunt yok, sayı yok. Anlamlı bir şey yok. Kaçırılanlar da kabul edilecek gibi değil. Umarım teknik heyet, benim bir yazı için bile bulamadığım çözümü bulur. devamı

Taurasi

Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım. Büyük yürekli, büyük bir oyuncu aklandı. Özgüvensiz, fesat, iş bilmez, kötü niyetli geri zekalılar sürüsünün foyası ortaya çıktı. Sorumlular için tek önerim, hemen yarın bir basın toplantısı düzenleyin, özür dileyin ve istifa edin. Lütfen bir daha başka bir iş yapmayın. Bizim sizin gibi insanlara hiç ihtiyacımız yok.

Bu aptallıklar silsilesinin aklıma gelen bazı sonuçları;
-Fenerbahçe'nin Avrupa şampiyonluğu şansı azaldı
-Fenerbahçe'nin ve Türkiye'deki tüm kulüplerin üst düzey oyuncular getirmesi zorlaştı
-Dünyanın en önemli sporcularından beri, 3 kuruş etmez adamların diline düştü
-Aşılması en büyük sportif skandallar dalında tarihe geçtik
Sevgili Federasyon, Hacettepe Doping bilmemneyi, ve sürece katılanlar. 
Size sadece pes diyorum. Ve dilimi ısırıyorun. 

Fenerbahçe Ülker bizi nelere alıştırdı

14 Şubat, 2011


Kıymetli Basketbol Fedarasyonumuzun, yayıncı tercihine bağlı olarak, maçı izleyebilmek için, bilgisayar başında çatlayanlardanım bende. Basketbola olan ilgiyi arttırmak ve marka değerini yükseltmek için, bir miktar paramı daha önemlidir, üst düzey maçların yaygın kitleler tarafından izlenebilmesi mi? Soru bu. Bir miktar para eğer çok çok yükse bir bir tutarsa, ve kupa da daha az seyirciye ulaşmayı gelecekte ikame edebilecek yatırımlar yapmaya yetecekse, bu karar anlaşılabilir. Ama sınırlı kitleye ulaşabilecek bir yayıncı da böyle bir ödeme yapamaz zaten. Nereden çevirip baksam, federasyonun bu kararında, küçük hesap ve vizyonsuzluk görüyorum. Bu maçları izleyerek basketbola aşık olabilecek kaç genç kaybedilmiştir, bilemeyiz. Ama paralar federasyonumuza hayırlı olsun. 
Maçı internetten izlerken, doğal olarak sosyal medya aracılığıyla paylaşılan yorumlara da gözüm takıldı. Yorumlarda Mirsad'ın sakatlığı, maçı sunan arkadaşın Beşiktaş coşkusu, Emir'in yetenekleri ve oyunu dışında, gözüme batan başka bir duygu vardı. Taraftarlar takımın oyunundan, memnun değillerdi. Değişik şiddetlerde ve farklı şekilde ifade edilen pek çok görüşün ana fikri, pek iyi değiliz ama olsun, şeklinde özetlenebilirdi.
Zaten maçı da pek izleyemediğim bu anlarda aklımdan geçenleri şöyle özetleyebilirim. Ey Fenerbahçe Ülker, bizi nelere alıştırdın. Türkiye'de var olan bir basketbol takımının, oynayabileceği en yüksek sayıda ve en üst seviyede tüm maçları oynadın, var olan tüm kulvarlarda lider oldun. Kazandın, kazandın, kazandın. Ama doyumsuz taraftarlık duygusu bekliyordu, ilk fırsatta çıktı ortaya. Taraftarlık böyle bir şey, hiç azalmayan coşku, hiç dinmeyen heyecan. Maç bitti bir şeyler yazmaya çalışıyorum. O doyumsuz duygudan, büyük coşkudan sıyrılıp biraz daha sakin bir ruhla düşünmeye çalışarak. Ve gördüğüm şey şu. Başından bu zamana kadar, ter ter emek emek ortaya koyduğunuz performans, bir sanat eseri kadar güzel. Böyle gider mi, böyle biter mi, bilmiyorum. Ama size döktüğüm büyük bir sevgi, büyük bir alaka var ya, hepsi helal olsun. Sahadaki heyecanınızı, coşkuyu, emeği ve eşsiz yeteneklerinizi görüyoruz. 10-20-30 sene yıllar geçecek, sizleri unutmayacağım.
Son sözler, Mirsat sen bir efsanesin. Emir sen bir efsane olucaksın.

Bayrak Ömer Onan'da

28 Ocak, 2011

Beklediğimizden çok daha zor bir maç oldu. Valencia gerçekten sert ve iyi mücadele eden bir ekip. Maçtan önce gelen bilgilerin aksine skor üretme konusunda da önemli oyuncuları var. Biz de en iyi günlerimizden birinde değildik.  Pota altı savunmasında ve ribauntlarda çok zayıf kaldık. Vidmar'ın sakatlığından sonra pota altı sertliğinde takıma katkı veren Kaya kötü bir günüde idi. Oğuz savunma ve ribauntlar da kötü, her zaman destek verdiği hücumlarda daha da kötüydü. Bütün yeteneğine ve taktik bilgisine rağmen, çabukluk ve sertlik konusunda 4 sezondur en ufak bir gelişme göstermeyen Oğuz, bu ısrarında devam ederse hedef büyüten Fenerbahçe Ülker'in bir parçası olarak kalmayı başaramaz. Hala genç bir oyuncu ve artık bunu fark etse iyi olur. Pota altındaki bu büyük boşluğumuzu fiziksel olarak Oğuz ve Kaya'dan daha güçsüz bir oyuncu olmasına rağmen, Mirsad doldurdu. Deneyiminin ve yeteneğinin her milimini sahaya döktü. Kötü oyununun farkında olup, zekası ve deneyimiyle direnmeye çalışan diğer oyuncumuz Darius'la beraber, pota altındaki kara deliği kapatamasa da bir hayli küçülttü. Darius çok eleştirilmesine rağmen, oyun aklını hiç kaybetmeyen bir oyuncu. Sahada katkı yapmanın bir şeklini pes etmeden arıyor ve toplamda faydalı oluyor.
Maçın zor geçmesinin diğer bir önemli sebebi, bu sezon Fenerbahçe Ülker'in kazandığı tüm önemli maçlarda başrolü kolay kolay bırakmayan Ukiç'in etkisizliğiydi. Yıldız oyuncumuz şaşırtıcı bir şekilde pota altına gitmedi ve hücumlarda topu Emir, Ömer ve Marko'ya bıraktı. Belkide benim göremediğim bir taktiksel sebebi vardı bunun ama  hücumlarımız da açığı kapatılması güç bir boşluk yarattı bu oyunu. Neyse ki, Ömer, Marko ve Emir, gerekeni yaptılar. Cesaretli ve saldırgan oyunlarıyla takımın hücumunu taşıdılar. Onlara, tecrübe ve klasın
sembolleri,  Mirsad ve Saras'da aynı arzu ile destek verdi. Ömer, Emir ve Saras bazı basit top kayıpları da yaptı. Ama hücumda pota altındaki oyuncularımızın bu kadar kötü oynadıkları bir günde zaman zaman risk alarak oynamak zorunda kaldılar. Yapmaları gerekeni yaptılar. Potaya gitmeliydiler, gittiler. Şut atmalıydılar, attılar. Pas vermeliydiler, verdiler. Hata da yaptılar, sayıda. Yıldız gibi oynadılar, yıldız gibi parladılar. Gittikçe zorlaşacak maçlar da oyuncularımız zaman zaman böyle güç anlar da yaşayacaklar. Akşam gösterdikleri karakter gelecek maçlar için bana ümit verdi.
Maçta olağanüstü bir performans gösteren Ömer Onan için, bu sezon çok övgüler yazıldı söylendi. Takımın lideri, takımın ruhu, karakteri, savunması süperdi gibi çok kıymetli övgüler. Hepsini defalarca hak etti. Bence almadığı ve çok hak ettiği başka bir övgü daha var. Diğerlerinden daha kıymetli değil, onlarla beraber daha kıymetli. Ömer Onan çok çok iyi bir skorer. Kritik anlarda çıkardığı inanılmaz sayılar, attığı yüksek yüzdeli şutlarla Ömer, Avrupa'nın en önemli skorerlerinden birisi oldu. Bir rol oyuncusu olarak başladığı kariyerini, büyük bir yıldız seviyesine taşıdı.  Gurur verdi, coşku verdi. Fenerbahçe Ülker Avrupa basketbolunda bir ihtilal yapmaya çalışıyor. Bayrak Ömer Onan'da.

Fenerbahçe Ülker- Fenerbahçe efsaneleri

21 Ocak, 2011

Ben böyle bir oyun hakkında yazı yazıp çizecek kapasitede bir adam değilim. Buraya gelip ne var ne yok diye bakanlar gibi bir taraftarım. 9 yaşındaki kızım maç anında yaşadığım heyecan ve stresi bildiği için, maç başladığında odasına kaçıyor genelde. Yıllar önce çok ufak iken, biz amcasıyla beraber maç seyrediyorduk. Oda bizi izliyormuş tabi, maç anında yaptıklarımızı kaydediyormuş. Bir gün bir maç sırasında geldi yanımıza oturdu. Heyecandan yerde oturuyoruz yine. Koltukta oturacak takatimiz yok. Maçın en durağan anlarında birden bire;
-Hadi be!, hadi be! dedi
Sonra bir kaç kez daha. Biz maçı bırakıp çoçuğu izlemeye başladık. Çocuk bizim maç seyreden hallerimizi taklit ediyordu. Pozisyon filan var yok, hadi be, hadi be diye oyunculara hakeme sallayışımızı taklit ediyordu. İşte sizde bunları okuyorsanız, en az böyle semptomları olan bir hastalıktan muzdaripsiniz. Ve iyi ki böyle hastayız. Bazen hüzün bazen mutluluk, ama toplamda Fenerbahçe'li olmak baştan sona gurur.
Akşam bizi gurur ve mutluluktan patlatan Fenerbahçe Ülker'li sporcu arkadaşlarımı kalan ömrümde de unutmayacağım. Bu formaya bu seviyede ter dökenleri asla unutmadım. Yıllar yıllar geçti asla. Şimdi blogger arkadaşlarımın sitelerine bakıyorum, kimde hatırlamıyorum ama, Dallas Comegys resimlerini sayfalarına alan blogger arkadaşlarım var. Fabio Luciano'yu sayıklayanlar ve bir sürü örnek.  Bu Fenerbahçe Ülker'de ise bir sürü efsane var. Fenerbahçe efsaneleri.  Varlıklarının bir güzel yanı da şu, hala oynuyorlar. Bu sezon ve gelecek sezonlar daha pek çok iyi takımı parkelere gömecekler.
Maç ile ilgili bir şey yazmıyorum. Hala yazamayacak kadar heyecanlıyım. Hepsinin ellerine sağlık. Sessiz ve cesur işçi Vidmar'da dönerse, hele güçlü bür şekilde dönerse, bu takım her şeyi yapabilir.
Fenerbahçe Ülker izleyin, izlettirin.

Olympiakos may be one of the best teams but we are Fenerbahçe''
                                                                                 Neven Sphija


Not:Sıradanbirblog okuyun okutturun.

Fenerbahçe Ülker, Karakter takımı

03 Ocak, 2011

Çok kıymetli bir Efes Pilsen zaferi.  Gurur verdi, mutlu etti. Kıymeti de rakipten geldi aslında. İyi savaştılar, iyi asıldılar.  Her top için, her pozisyon için aslanlar gibi çarpıştılar.  Özellikle Kerem Tunçeri ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu gösterdi yine. Bir Fenerbahçeli olarak en büyük dileğim, Kerem'in mili takımda ki boşluğunu Erbil'in doldurmasıdır.
Yukarıda yazdıklarım, maç sonu yaptıkları itirazlara rağmen geçerlidir. Yöneticilerin küçük hesapları, oyuncuların emeğinin kıymetini azaltmaz.
Gelelim bizim takımımıza. Fenerbahçe Ülker karakter takımı. Hepsi birbirinden değerli, karakterli ve çalışkan oyuncular. En şiddetli rekabette bile, maçın %90'ında takım olarak hareket ettiler. 1 veya 2 pozisyon hariç, düzen dışına çıkmadılar.
 Ön alanda çok çok üst düzey bir savunma yaptık, ama Kerem Tunçeri'nin çok iyi oyunu ve pota altını savunmakta çektiğimiz güçlük yüzünden,   3. çeyreğe kadar başa baş gitti oyun. Pota altında savunma ve hücumda krizimiz sürüyor.  Lavrinoviç potaya yakın top aldığında, arkadaşlarını başarılı görüyor, Kaya çok yırtıcı, Mirsad iyi savaşıyor, Oğuz skor atıyor derken, daha dominant ve güçlü bir uzuna ihtiyacımız var. Hem hücumda hem savunma da.  Vidmar ah Vidmar. Belki de Eurolig'de ilk 4 mal olucak bize Vidmar'ın eksikliği.
Marko Tomas gecenin yıldızıydı.  Gerçek bir sanat icra etti parkede. İzleyemeyenler hepiniz için çok çok üzgünüm.

Kaya Peker, bu gece benim Fenerbahçeli gönlümde yerini aldı. 3. çeyrekte reklam panolarına uçtuğu an bizden oldu. Bundan sonra Fenerbahçeli sevgi saygısını görecek.. 
Sarunas Jasikevicius, bu karakterli takıma eşsiz bir klas kattı. Çok büyük ve değerli bir oyuncu olduğu için, her zaman iyi bir sahne bulmuştu kendine. Ama en iyisine geldiğini anlayacak günler geçtikçe.
Ukiç, Kinsey, Ömer ve aldığı kısa sürede Emir çok iyi oynadılar.
Fenerbahçe Ülker karekter takımı. Türkiye'de şampiyonluğun kesin favaorisi, Eurolig'de de karakterini ortaya koyacaktır. 
Hepimize iyi seyirler.

Yeter ki böyle kaybetsinler.

24 Aralık, 2010

Fenerbahçe Ülker grup maçlarını başladığı gibi bitirdi. Harika bir gece yaşattılar, enerjileri maçı izleyen herkese geçti. Oyuna ve maça doyamadık.
Maça çok kötü başladık, rakibin 9-2 lik serisi salonda ve televizyon başında hepimizi endişelendirdi. Savunmayı sertleştirmeye çalıştığımızda hakemin çaldığı basit faullerle karşılaştık. Hücumda yeterince akıcı olmadığımız içinde, geri dönmemiz sancılı ve yavaş oldu. Patinaj yaptığımız bu anlarda Oğuz'a inen toplarla dengeyi sağladık. Ve ilk çeyreği 2 sayı önde kapattık.
İkinci çeyrek üstünlüğümüzü pekiştirdiğimiz dönem oldu. Rakip ilk çeyrekten daha çok asıldı aslında maça, ama Mirsat kılıcı çekmişti. Her şeyi yaptı. Hücumda ve savunmada çok üst düzey katkı verdi.  Mirsat'ı böyle cengaver gören takım tamamen canlandı. Hakemin verdiği kolay faullerle kenarda kalan Tomas'ın yerine süre alan Kinsey, Mirsat'ın enerjisine dahada yüksek bir enerji ile katkı verdi. Oyunun bu bölümlerinde uzun zamandır beklediğim ve çok özlediğim klas performans geri geldi. Emir aylar sonra döndü. Ve gerçekten seyredilesi pas yeteneğini cömertçe sundu bize. Sahadaki her köşeyi gördü, boş bir adama doğru, boş bir pas yolu varsa,  top ordan geçip potaya ulaşacağı son eli buldu. Böyle bir Emir'le maçlar çok güzel.  Çünkü bir anda diğer 4 oyuncunun da performansı yükseliyor. Emir'in canlandığı 2. çeyrekten sonra oyun Ukiç içinde çok rahat ve keyifli bir hale geldi. Pas yeteneği çok yüksek iki oyuncu rakibin bütün baskısını ortadan kaldırdı.
Artık cin şişeden çıkmıştı ve maç Cholet için bitmek bilmeyen bir kabusa döndü. Sinan Erdem'deki 10000 taraftar unutamayacakları bir takım ve hücum performansı izlediler. Kinsey ve muhteşem smaçları, Kaya'nın acımasız hırsı, Lavrinoviç'in temiz ve çok yönlü oyunu.
Maçtan kalanlar.
Barcelona'nın önünde kazanılmış grup ikinciliği. 28 asist.  Duraklama dönemindeki Lavrinoviç'in dönüşü. Emir'in dönüşü. Moral ve enerji.
Artık ilk 16'dayız. Burada en iyi performansımızla oynamalıyız. Taktiksel ve mental olarak çok üst düzey bir takımımız olduğunu düşünüyorum. Sezonda oynadıkları 3 maç dışında kapasitelerinin %90 ve üstünü kullanıyorlar. Ama bazı teknik eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum. Oyunumuzu oturtamadığımız dakikalarda kendi pozisyonunu yaratıp skor bulan istikrarlı bir dış oyuncu eksiğimiz var.  Bu özelliklere sahip Ukiç kariyerinin en iyi oyunlarını oynadı bu sezon. Ve ne yazık ki aynı seviyede oynayan  Ukiç'e ihtiyacımız var.
Pota altında uzun, sert ve atletik bir oyuncuya ihtiyacımız var. Hem içeri yapılan penetrelerde hem savunma ribauntlarında bize sorun yaratabilecek takımlarla karşılaşabiliriz. Bunlar riskler, rakiplerimiz oyunlarını bunun üstüne kurmaya çalışacaktır. Umalım ki ilerleyen haftalarda, takım kendini bu zaaflarını kapatma konusunda geliştirsin.
Yazının sonu. Her pozisyonun hakkını veren, her topa bütün gücüyle saldıran, kendi istatistiklerini değil takımı düşünen bu oyuncuları seviyorum. Kaybedebilirler, yeter ki böyle kaybetsinler.

MV-Dee (Diana Taurasi)

10 Aralık, 2010

Diana aramıza katıldı ve ilk maçını izledim. Kendisine yakıştırılan, kadın basketbolunun Messi'si veya Kobe'si yakıştırmalarının ne anlama geldiğini gözlerimle ve hayretler içinde gördüm. Büyük bir açlıkla Diana'yı izlemek, tekrar izlemek, hakkında bir şeyler okumak istiyorum. Bu heyecanla yazılarından bayan basketbolunu çok iyi izlediğini gördüğüm bir blogçu arkadaşımızdan yardım istedim. Kendisini Galatarasay'ın kadın basketbol şubesini izlemeye adamış Aras'a bir Diana yazısı yazmasını rica ettim. Ve Aras aşağıdaki -bence- muhteşem yazıyı yazdı. Bir Galatasaray ve kadın basketbol aşığının gözüyle MV-Dee. Buyrunuz.

''DT3, Dee veya belki de en yakışanıyla MV-Dee. Nasıl çağrıldığının bir önemi yok Diana Taurasi'den bahsediyoruz. Bu konuda da sahadaki yetenekleri gibi, hep bir daha iyisi ile karşılaşabiliriz sonuçta. NCAA, Olimpiyat, WNBA, Euroleague, Dünya Şampiyonası, Rus Ligi şampiyonluklarının yanı sıra, birçoğunu MVP'liklerin kapladığı kişisel ödülleriyle ayaklı bir müze gibi Diana.

Diana; kusursuz bir sentez. Akdeniz'in coşkusunu, Latin estetiği ve hırsını, Amerika'nın da yenilmezliğini bünyesinde barındırıyor. Bu kadar da değil üstelik, bir oyun kurucuda olması gereken saha görüşü ve oyun zekasını, bir guardda olması gereken savunma direnci ve arkadaşlarına yardımı, forvette olması gereken atletik yetenekleri ve şut tehdidini bünyesinde barındıran Taurasi, post hareketlerinde de bir pivot kadar başarılı. Bunların yanında her oyuncuda olması gereken; istikrar, dayanıklılık ve kazanma hırsı da ekli yeteneklerine. İsim isim diğer oyuncularla karşılaştırmadım Diana'yı tasvir ederken, ama onun bu kadar çok şeyi yapabilmesi diğer pozisyonlarda oynayan oyuncular için bir şans aslında. Diana'nın en belirgin handikabı da bu, her şeyi yapabilmesi, bir örnek verirsek; dünyanın en iyi oyun kurucusu olarak gördüğümüz Sue Bird, eğer Taurasi diğer konularda bu kadar yetenekli olmayıp, sadece oyun kurucu özellikleriyle yer alsaydı parkede, hep Dee'nin gölgesinde kalacaktı bir numarada. Bu yazdıklarımızı toplayınca oyun kurucu, skorer guard ve kısa forvette gözünüzü kapatıp kullanabileceğiniz Diana çıkıyor ortaya, peki ya son karşılaşmalarında Sylvia Fowles'ı devre dışı bırakması? Sylvia'yı faul problemine sokan, benchte oturmasını sağlayan faullerin çoğunu Taurasi yaptırdı, özellikle altını çiziyorum; Sylvia yapmadı, Taurasi yaptırdı. Galatasaray maçından 3 gün önce ve 3 gün sonraki 2 Avrupa maçında da somut örneklerle becerilerini bize, bir kez daha kanıtladı. UMMC Ekaterinburg deplasmanında ilk yarıda orta sahadan atılan şuta kadar tüm hücum becerileriyle öne çıkan Taurasi, ikinci yarıda da Cappie Pondexter'ı savunma yetenekleriyle sahadan sildi. Rivas maçında geride girilen son anlarda, kendine yapılacak faulü şuta kalkarak değerlendirmesiyle oyun zekasını -veya sadece oyun zekası demek hafif kaldı- müthiş zekasını ortaya koydu. Onu özel yapan Spartak formasıyla Fenerbahçe'ye attığı 38 sayı veya bu sene WNBA'de Seattle potalarına bıraktığı 44 sayı değil, diğer özellikleri zaten. Düelloya girmek, sinirlendirmek veya basketbol dışı hareketlerle durdurmak için seçilebilecek en yanlış isim Taurasi. Eğer böyle şeylere kalkışırsa bir oyuncu, takımına en büyük zararı verecektir ve Diana Taurasi'ye karşı kaybedecektir. Çünkü Taurisi'yi birebirde gerek pozisyon icabı gerekse de maç sonunda yenmek zor bir ihtimal. Seattle Storm, Taurasi'li Phoenix'i 7 kez yenerken WNBA sezonunda bunu bir kez daha gördük. Taurasi 44 sayı da attı, 28 de ama takımını hiçbir maçta kurtaramadı. Taurasi'yi değil de takımını yenmeye çalışmak en mantıklı hareket o yüzden. 

Kronolojik sırası tam olarak tutmasa da; Geno Auriemma'nın UConn'unda kazanmayı, Phoenix kariyerinin ilk yılları ve Dinamo Moskova'da dayak yemeyi, Amerika Milli Takımı'nda da dövmeyi öğrendi. Toparlanmış bir Phoenix Mercury, Spartak Moskova ve Amerika'nın kilit oyuncusu olduğu son 5 yılda da en iyisi olduğunu haykırdı dünyaya. 2 kez WNBA, 4 kez Euroleague, 2 kez Rusya Ligi, 2 kez Olimpiyat, 1 kez de Dünya Şampiyonu olarak erişilmesi zor bir kariyere sahip. All-Star'lıkları, -Euroleague, WNBA ve NCAA'da- aldığı MVP ödülleri, amatör ve çaylak yıllarında aldığı diğer ödüller, sayı rekorları, hemen hemen içinde bulunduğu her organizasyonun en iyi 5'ine seçilmeleri ve dahası... Tüm spor dalları içinde Türk takımlarının yaptığı en iddialı transfer olduğu su götürmez. İlk maçında ilk kupasını da kazandı Fenerbahçe ile birlikte, sonrasında da başarılı oyunuyla kazanmaya ve takımını kazandırmaya devam ediyor Diana Taurasi. Zaman zaman bir bilgisayar oyunundaki hile gibi gelse de performansları, onu izlemesi gerçekten büyük bir keyif, bir o kadar da şans bizler için. Kariyeri hep zirvede geçen Taurasi, liderliğini yaptığı yeni takımı Fenerbahçe'yi de oralara uçurabilecek mi sezon sonunda, zaman gösterecek. Fakat 4 sene sonra ilk kez Euroleague'nin favorisi değilken takımı, daha 5. maçın sonunda herkese 'benim takımım kaybetmez' mesajını yolladı bile MV-Dee.''
Not:Aras'ın diğer yazılarını http://sarayinsultanlari.blogspot.com/ izleyebilirsiniz.





Fenerbahçe Ülker- Barcelona.

09 Aralık, 2010

Fenerbahçe Ülker- Barcelona.  Sezonun en kritik maçı. Cesur yürekli takımımızın, bu maçı da kazanarak, bu sezon başka hayati maçlara vize almasını bekliyoruz.  Bu sezon Fenerbahçeliler'in  adrenalin formülü belli. Fenerbahçe Ülker+üst düzey rekabet = yüksek doz adrenalin.

Bu maçla ilgili detaylı teknik şeyler yazmaktan sakınırım. Çok güzel yazılar var zaten. Bakınız ''Marko'nun yeri'' ve ''Papazın çayırı''. Takip ettiğim bloglardan ikisine de link var ve çoğunuzun takip ettiğine de eminim.
Bu akşam beklediğim süpriz bir performans var. Kaya Peker.
Kaya Efes Pilsen forması ile, ayakları hızlı, uzun kollu ve iyi savunma yapan uzunlara karşı harika oyunlar çıkarmıştı. Semih ve Ömer gibi, yukarıdaki yetenekleri ile Nba kadar gidebilen, çok başarılı iki uzuna karşı yaptıkları bizi çok kızdırmıştı. Agresif ve sert oyunu yüzünden en kızdığımız oyunculardan biri olmayı başarmıştı. Yeterince büyük maç tecrübesi var ve son haftalarda da süre alarak ısındı. Fiziksel olarak iyi hazırlanmış bir Kaya, bu güç maçı kolaylaştırabilir.  Bu maç, Kaya'nın Fenerbahçe trübünleri ile bütünleşmesi için kurulmuş muhteşem bir sahne olabilir. Evet Kaya, sahne hazır, şov başlasın. 
Diğerleri için,
Ukiç yine delici ve skorer olursa, 
Ömer yine usta, 
Mirsat yine kazanan/kazandıran,
Lavrinoviç nişancı,
Thomas yine tam zamanında ortaya çıkarsa,
Oğuz yine kaşla göz arasına 15 sayı sıkıştırırsa,
Greer her saniyenin hakkını verirse yine 
Emir, Emirliğini yaparsa,
Çok kolay geçer bu zor maç.
Bu gece heyecan ve coşku gecesi. Bilet bulabilen 17000 kişi, sizi kıskanmaktan çatlayacağım.

Not1:Lütfen Karabükspor maçı ile ilgili ankete katılın.
Not2:Diğer yayınlara göz atmak isterseniz ana sayfaya geçebilir yada sağ altta popüler yayınlara bakabilirisniz.
Teşekkür ederim.


Fenerbahçe Ülker'in keramati ne?

01 Aralık, 2010

Onlarca yazılabilir.
Ömer ve Ukic'in yeteneği.
Ön alan savunması.
Başarılı transferler.
İyi koç.
Tecrübeli oyuncular. (Mirsat, Greer, Lavrinoviç)
Aydın Örs.
.....
Basketbolu benden daha iyi bilenler. Sizde pek çok şey ekleyin istersiniz.
Bence başka türlü bir şey var.
Sahadaki oyuncuların hepsi, her pozisyona sonuna kadar asılırken, diğer dört arkadaşının da aynı şeyi sonuna kadar yapacağını biliyor.

Son söz. Kariyer anlardan oluşur. Pozisyon, pozisyon. Pas, pas. Şut, şut. Omuz, omuz.

Not:Lütfen İBB Spor maçı ile ilgili ankete katılın.
Not2:Diğer yayınlara göz atmak isterseniz ana sayfaya geçebilir yada sağ altta popüler yayınlara bakabilirisniz.
Teşekkür ederim.

 
 
 

İzleyiciler