26 Şubat'ta Bursa'daki Oyak Renault-Fenebahçe Ülker maçına gitmiştim. Maçı 73-68 kazandık. Eşim ve kızımla
salonda maçın keyfini çıkardım. Emir Preldzic'in süper yıldızlık için son ısınma turlarını izlemek çok güzeldi. Bursa'daki Fenerbahçe taraftarlarının organize olabilme becerelerini, ve trübündeki etkilerini görmekte.
Maçı yanımda bulunan misafirlerin hatırına ve biraz da meraktan Oyak Renault taraftarlarının çoğunlukta bulunduğu bölümden izledim. Bu da bana karşı taraftaki renkdaşlarımı daha rahat görme imkanı sağladı. Bursa'da yaklaşık 3 yıldır basket maçlarını salonda izliyorum. Devamı
Kendinize en yakın taraftar gurubuna katılın
04 Mart, 2011Etiketler: Fenerbahçe, Uludağ Unifeb, Unifeb
Bir sürü faktör var, biri farklı
05 Şubat, 2011Sonucu etkileyen bir sürü faktör var. Oyuncuların günlük performansı, sakatlıklar, teknik adamların kadro seçimi, rakip takımın form seviyesi, hakemin yönetimi, şans... İlk aklıma gelenler bunlar ve rahatlıkla çoğaltılabilir. Oyun çok güzel çünkü yukarıdaki faktörlerden herhangi biri devreye girebilir ve tek başına sonucu değiştirebilir. İşte futbol budur. Bu yüzden üst düzey bir takımda futbol oynamak yada görev almak çok zordur, ve çok ta kazançlıdır. Ancak her şey bu kadar şansa bağlı değil. Oyunun gizlediği bütün süprizleri çok büyük olasılıkla aşabilen bir faktör var. Sizi zaferlere götürecek bir bilet, sihirli lamba gibi bir şey. Eğer büyük bir takımsanız diğerlerinin sahip olmadığı bu özelliğe sahip olmalısınız. Bu özelliğe sahip bir rakibiniz varsa bile sonucu yine bu özellik belirler. Kendisini daha usta bir şekilde kullanan yüzde 90 başarılı olur. Herkesin bildiği diline doladığı ve konuştuğu bir şey bu. Ama onu kullanmak konuşmak kadar kolay değil. Fark basittir. Bilirsiniz, ama yapabilmelisiniz. Uzatmaya gerek yok, iki kelime. Takım oyunu. Kollektif futbol. Ne derseniz deyin. Bu akşam bizim için önemli ve güç bir maça çıkacağız. Stoch'mu, Özer'mi, Cristian'mı, Mehmet'mi filan, önemlidir. Doğru karar sonucu etkiler. Ama asıl etki, birlik beraberlik içinde takım için üst düzey mücadele ederek ortaya çıkar. Trabzon maçında en iyi oyuncumuz Mehmet'ti, ama maçı Mehmet almadı. Bir bütün olarak rakibinden daha çok çalışan, birbirlerini destekleyen takım aldı. Mehmet'in yerine herhangi biri oynayabilirdi, yeter ki o akşam ortaya çıkan ahengi bozacak bir sorumsuzlukta oynamasın. Biz çok rahat şampiyon oluruz. Yetenekli oyuncularımız, ve taraftarımızla buna ulaşmamız güç değil. Yaklaşık 25-30 kişilik bir ekibin birbirine saygılı olması, takımın hedefleri için gerekli ortak mücadeleyi kendi çıkarlarını göz ardı ederek vermesine bağlı. Aptalca kuruntular, ego savaşları ve çıkar çatışmalarına girmeden. Hepsi bu. Herkes olayların dışına çıksın, polemikleri bıraksın ve hedefe kilitlensin.
Maç önü yazım bu. Bütün sezon ve tüm maçlar için geçerli. Sonunda İbrahimoviç'in Guardiola ile ilgili değerlendirmelerini içeren haberi ekliyorum. Bence çok iyi bir örnek.
''Barcelona'dan AC Milan'a transfer olan İsveçli golcü Zlatan İbrahimoviç, eski teknik direktörü Pep Guardiola'nın, Barcelona'nın kazandığı başarılarda herhangi bir payı bulunmadığını ileri sürdü.Milan'a geldikten sonra eski formunu yakalayan İbrahimoviç, uluslararası basında yer alan açıklamasında, Barcelona'da 22 yıldız oyuncunun bulunduğunu ve Guardiola'nın bu oyuncuları idare etme yeterliliğine sahip olmadığını söyledi.
Guardiola'yı az tecrübeye sahip iyi bir teknik direktör olarak gördüğünü belirten İbrahimoviç, 'Farklı kişiliklere sahip 22 yıldız oyuncuyu idare etmek için çok
İspanyol takımın bir sezonda 6 kupa kaldırdığını anımsatan İbrahimoviç, bunu, bu takımla herkesin başarabileceğini, kendisinin dahi bunun üstünden gelebileceğini iddia etti.
Barcelona takımında tüm oyuncuların uyum içinde antrenman yaptığını, kimsenin kendisini üstün hissettirme çabasında olmadığını kaydeden İbrahimoviç, İnter, Chelsea ve Manchester United gibi diğer büyük takımlarda bunun farklı olduğunu, bu takımlardaki her oyuncunun, 'ben en iyiyim' düşüncesini taşıdığını belirtti.''
Etiketler: Fenerbahçe, Fenerbahçe futbol
İbb maçından sonra
28 Kasım, 2010Maçtan sonra yazılanlara çizilenlere baktım. Tabiki Fenerbahçeliler daha güzel şeyler bekliyor takımından. Pek çok kişinin işaret ettiği farklı noktalar var takımı gelişimi ile ilgili.
Caner'in yeterli bir solbek olmayacağını düşünenler var.
Niang'ın erken çıkarılması gerektiğini düşünenler var.
Alex'in oyunda kalması gerektiğini düşünenler var.
Halis Özkahya'nın Alex'i oyundan atması gerektiğini düşünenler var. (Neil ve Elano çok daha sertlerini yaptığında meydan da değildilerdi. Ancak Neil ve Elano yaptığında ve kart görmediğinde bizimde canımız yanmıştı. Böyle bir müdahale kaptana yakışmadı bencede)
Gökhan Gönül'ün oyununu harika bulanlar var.
Gökhan Gönül'ün son haftalarda gördüğü gereksiz kartlara dikkat çekenler var. (Uğur Meleke)
Gökay ve Cristaian'ı maçın en önemli performasları olarak gören bir çok kişi var.
Mehmet Topuz'un istikrarına ve mücadelesine dikkat çekenler var.
Stoch'un istikrarsızlığına dikkat çekenler var.
Pek çoğuna katılıyorum aslında.
Ama Alex değişikliği bence, zamanında ve hatta biraz geç yapıldı. Alex oyundan çıktıktan sonra, oyunu dengelediğimiz, penaltı kazandığımız ve oyunu rakip alana yığdığımızı göz ardı etmemek lazım. 45 ve 68'inci dakikalar arasında ise oyunu tamamen kaybetmiştik. Bu hamle olmasaydı muhtemel bir Antep maçı yaşayabilirdik.
Cristian ve Gökay'ın yarattığı sertliğin maçın lehimize bitmesinde en önemli faktör olduğuna kesinlike katılıyorum. İkiside çok çok iyi oynadılar. Niang, Alex ve Stoch daha iyi performans sergileseydiler. Gökay ve Cristian'ın akşamki oyunları çok rahat bir galibiyet almamıza yeterdi.
Onarılıcak ve çalışacak daha çok şey var. Ama potansiyelli bir takımımız var. Her hafta üstüne koyarak ilerlemeleri, hepimizin temennisi.
Klasik son.
Bir sezon anların toplamıdır. Posizyon, pozisyon. Pas, pas. Şut, şut. Depar, depar. Omuz, omuz. ......
Not: Değerli okuyucu lütfen yandaki anketi doldur. Blog yazarı okuyucuların maç ve oyuncular hakkındaki görüşlerini çok merak ediyor.
Etiketler: Alex, Aykut Kocaman, Cristian, Fenerbahçe, gökay iravul, Gökhan Gönül, Niang, Stoch
Avrupa basketbolunun baş rolüne 2
25 Kasım, 2010Dün bütün Fenerbahçeliler için harika bir gündü. Bu acemi blogcu için ise şanslı bir gündü. Acemi blogcu dün yazısına, ''Avrupa basketbolunun başrolüne'' başlığını atmıştı. Sonra ne oldu. Basketbolun kraliçeleri Avrupa'ya ilk mesajını verdiler:
''En güçlülerininizi evinde yenebiliriz.''
Maçın büyük çoğunluğunda kontrolü ellerinden hiç bırakmadılar. Oyunlarının gücünü gerektiği kadar yükselttiler.
Rakiplerimiz, kraliçelerimizin artı bir vitesi daha olup olmadığını bilmiyorlar. Bunu öğrenmeleri için daha iyi oynamaları gerek. İstanbul'da yeni bir amazon hanedanı var. Avrupa şampiyonu olabilirler. Olamayabilirler. Ama şampiyon olmak için, İstanbul'da ki kraliçeleri aşmak gerek.
Maça gelirsek. Hepsi muhteşemdi. Birsel ve Diana daha muhteşemdi. Diana daha muhteşemdi. Dünyanın en iyi bayan basketbolcusu ne kadar iyi olabilir? Limit performans nedir? Akşam izlediğim performans muhteşemdi. Ve bana şunu düşündürdü. Eğer takım arkadaşları rekabette sonuna kadar giderseler, Diana'nın oyununun limiti yok. Gerektiği kadar olağanüstü oynar.
Basketbolun kraliçeleri, teşekkürler.
Ve sonra ne oldu.
Cesur yürekler: Fenerbahçe Ülker.
Ukiç, Oğuz, Mirsat, Kinsey öne çıkanlar. Ama başrölde tabiki takım var. Takım. Takım. Takım. Takım.
Bu takım kendini daha da geliştirirse ilk 4 yapabilir. İlk 4 yapan her şey yapabilir. Bu tabiki o kadar kolay değil. Ölüm kalım maçlarında, hem takım olarak, hem bireysel olarak, hemde tüm oyuncular, en iyi seviyelerine çıkmalılar.
Oğuz, Emir çok önemli. Bu iki genç oyuncu da, daha bir kaç vites yukarı çıkabilirler. Daha istikrarlı, daha güçlü ve daha hızlı olmalılar. Hadi aslanlar, cesaret ve azimle devam.
Ve son söz. Fenerbahçe Ülker bu yıl yapamayabilir. Ama Avrupa basketbolunun zirvesi Fenerbahçe Ülker'i bekliyor. Bizde oraya gidiyoruz. Taraftar, takım,camia.