Bir sürü faktör var, biri farklı

05 Şubat, 2011

Sonucu etkileyen bir sürü faktör var. Oyuncuların günlük performansı, sakatlıklar, teknik adamların kadro seçimi, rakip takımın form seviyesi, hakemin yönetimi, şans... İlk aklıma gelenler bunlar ve rahatlıkla çoğaltılabilir. Oyun çok güzel çünkü yukarıdaki faktörlerden herhangi biri devreye girebilir ve tek başına sonucu değiştirebilir. İşte futbol budur. Bu yüzden üst düzey bir takımda futbol oynamak yada görev almak çok zordur, ve çok ta kazançlıdır.  Ancak her şey bu kadar şansa bağlı değil. Oyunun gizlediği bütün süprizleri çok büyük olasılıkla aşabilen bir faktör var. Sizi zaferlere götürecek bir bilet, sihirli lamba gibi bir şey. Eğer büyük bir takımsanız diğerlerinin sahip olmadığı bu özelliğe sahip olmalısınız. Bu özelliğe sahip bir rakibiniz varsa bile sonucu yine bu özellik belirler. Kendisini daha usta bir şekilde kullanan yüzde 90 başarılı olur. Herkesin bildiği diline doladığı ve konuştuğu bir şey bu. Ama onu kullanmak konuşmak kadar kolay değil. Fark basittir. Bilirsiniz, ama yapabilmelisiniz. Uzatmaya gerek yok, iki kelime. Takım oyunu. Kollektif futbol. Ne derseniz deyin. Bu akşam bizim için önemli ve güç bir maça çıkacağız. Stoch'mu, Özer'mi, Cristian'mı, Mehmet'mi filan, önemlidir. Doğru karar sonucu etkiler. Ama asıl etki, birlik beraberlik içinde takım için üst düzey mücadele ederek ortaya çıkar.  Trabzon maçında en iyi oyuncumuz Mehmet'ti, ama maçı Mehmet almadı. Bir bütün olarak rakibinden daha çok çalışan, birbirlerini destekleyen takım aldı. Mehmet'in yerine herhangi biri oynayabilirdi, yeter ki o akşam ortaya çıkan ahengi bozacak bir sorumsuzlukta oynamasın.  Biz çok rahat şampiyon oluruz. Yetenekli oyuncularımız, ve taraftarımızla buna ulaşmamız güç değil.  Yaklaşık 25-30 kişilik bir ekibin birbirine saygılı olması, takımın hedefleri için gerekli ortak mücadeleyi kendi çıkarlarını göz ardı ederek vermesine bağlı. Aptalca kuruntular, ego savaşları ve çıkar çatışmalarına girmeden. Hepsi bu. Herkes olayların dışına çıksın, polemikleri bıraksın ve hedefe kilitlensin.
Maç önü yazım bu. Bütün sezon ve tüm maçlar için geçerli. Sonunda İbrahimoviç'in Guardiola ile ilgili değerlendirmelerini içeren haberi ekliyorum. Bence çok iyi bir örnek.

''Barcelona'dan AC Milan'a transfer olan İsveçli golcü Zlatan İbrahimoviç, eski teknik direktörü Pep Guardiola'nın, Barcelona'nın kazandığı başarılarda herhangi bir payı bulunmadığını ileri sürdü.Milan'a geldikten sonra eski formunu yakalayan İbrahimoviç, uluslararası basında yer alan açıklamasında, Barcelona'da 22 yıldız oyuncunun bulunduğunu ve Guardiola'nın bu oyuncuları idare etme yeterliliğine sahip olmadığını söyledi. 

Guardiola'yı az tecrübeye sahip iyi bir teknik direktör olarak gördüğünü belirten İbrahimoviç, 'Farklı kişiliklere sahip 22 yıldız oyuncuyu idare etmek için çok genç. Nitekim bazı oyuncuların kişilikleri onun kişiliğine üstün geliyor' diye konuştu. 

İspanyol takımın bir sezonda 6 kupa kaldırdığını anımsatan İbrahimoviç, bunu, bu takımla herkesin başarabileceğini, kendisinin dahi bunun üstünden gelebileceğini iddia etti. 

Barcelona takımında tüm oyuncuların uyum içinde antrenman yaptığını, kimsenin kendisini üstün hissettirme çabasında olmadığını kaydeden İbrahimoviç, İnter, Chelsea ve Manchester United gibi diğer büyük takımlarda bunun farklı olduğunu, bu takımlardaki her oyuncunun, 'ben en iyiyim' düşüncesini taşıdığını belirtti.''

Gökay'ın oynamaması saçmalık

04 Şubat, 2011

Topu ayağınıza aldığınızda, şut atarsınız, dripling yaparsınız, pas atarsınız. Şut için kaleye yakın olmalısınız, ve kaleyle aranızda rakip olmamalı. Dripling için karşınızdaki oyuncudan güçlü olmalısınız, top kontrolünüz iyi olmalı, yine de gelebilecek yardım, driplingi kesmenize veya top kaybına sebep olacaktır. Oyunu kaleye şut çekmek için oynarsınız ama, topu rakipten korumak ve şut noktasına getirmek önemli. Rakib  buna mani olmaya çalışacak. Sahaya yayılmış 10 kişi topu  almak ve kalenize yaklaştırmak isterler. İşte bu 10 kişiden topu korumak için pas atmalısınız. Takımımızda ki diğer 10 kişiye pas atmalı ve tekrar pas almak için pozisyon aramalısınız. Maç boyunca defalarca, sağa, sola, ileri, geri sınırsız seçenekte, oyuna ve ana göre koşular yapmalısınız.  Basit ve sıkıcı bir şekilde yazmaya çalıştığım şeyi iyi uygulayan takımları izlemeye doyamıyoruz. Bizde bu işi çok iyi yapan bir genç oyuncu var. Sahada olduğu zaman,  pas için doğru pozisyona ulaşma konusunda herkesten çok daha  fazla başarılı. Hemen herkesten iki kat fazla pas alıyor ve topun oyun alanında akıcı bir şekilde yer değiştirmesini sağlıyor. Oynadığı zaman takımdaki diğer arkadaşları daha başarılı oluyorlar. Sahada olunca en az 7-8 takım arkadaşının performansını %10 dan fazla arttırıyor.  

İzleyici olarak benim için sorun burada başlıyor. Çünkü bu genç adam, hala takımımızın ilk 11'ine yerleşemedi. Yeni açıklanan ümit milli takımımızın da kadrosuna uygun görülmemiş. Çağrılan kardeşlerimize haksızlık etmek istemem ama, bu saçmalık. Gökay'ın Fenerbahçe'de ilk 11 oynamaması ve en azından ümit milli olmaması saçmalık. Bazı oyuncuların yetenekleri ve oyun anlayışı takımı yükseltir, bazılarının yetenekleri ve oyun anlayışı ise kendini ön plana çıkarır. Özellikle büyük takım için ilk seçenek makuldür. Takımın tamamının ön plana çıktığı bir oyunu değil, yıldızların taşıdığı bir takımı tercih edenler için, son uzun sürmez. Takımın ön planda olduğu, Gökay gibi oyuncuların arttığı takımda da yıldızlar olabilir. Oyunu Gökay gibi oynadıkları sürece sorun olmaz, ekstra yeteneklerini göstermek için takım onlara pek çok fırsat verecektir.
Peki bizim halimiz nedir. Gökay yedek, Alex sahada. Raşit hocaya, Aykut hocaya sorsan, daha genç zamanı gelecek filan derler. Bence sizlerin hocalığı için geç olmaya başladı. Çünkü sizler de henüz takımı, oyuncuların önüne çekecek vizyon ve cesaret yok.

 
 
 

İzleyiciler